TR
ISSN 2536-4898
E-ISSN 2536-4901
 
 
Volume: 28 Issue: 3 (2018)
 
Turk J Colorectal Dis : 19 (1)
Volume: 19  Issue: 1 - 2009
Hide Abstracts | << Back
MAIN TOPIC - UPDATE
1.Rectovaginal fistulas: Diagnosis and treatment methods
Ali Uzunköy
Pages 1 - 7
Rektum ve vajina arasında epitelyal bir bağlantı rektovajinal fistül olarak tanımlanır. Travma, enflamatuar bağırsak hastalığı, enfeksiyon, kanser ve radyasyon en sık rastlanan etiyolojik faktörler olmakla birlikte, konjenitalde olabilirler. Özellikle obstetrik travma önemli bir etiyolojik faktördür. Rektovajinal fistüllü olguların çoğunda, vajenden gaz ve gaita çıkışı en önemli semptomdur. Tanı için endoskopi, metilen mavi lavmanı, endorektal veya transvajinal utrasonografi ve kontrastlı grafiler gerekebilir. Kanser şüphesi olan olgularda biyopsi yapılması gerekir. Fistüller basit ve kompleks olarak iki grupta değerlendirilirler. Ana tedavi yöntemi cerrahidir. Rektovajinal fistüllerin çoğu değişik cerrahi yöntemler ile başarı ile tedavi edilebilirler. Nükseden rektovajinal fistüller için tekrarlayan cerrahi girişim gerekebilir. Cerrahi tedavide iyi vaskülarize dokunun kullanılması nükslerin önlenmesi için önemlidir.
Rectovaginal fistula is defined as an epithelial communication between the rectum and vagina. Trauma, inflammatory bowel disease, infections, carcinoma, and irradiation consist of the major etiologic factors of rectovaginal fistulas. Rarely, they may be congenital. Obstetric trauma is an important etiological factor in development of rectovaginal fistulas. The main clinical symptoms of rectovaginal fistulas include vaginal passage of gas or stool. Endoscopy, methylene blue enema, endorectal or transvaginal ultrasound, and contrast studies may require for diagnosis. In case of suspicious malignancy, histopathological examination should be performed. Rectovaginal fistulas are classified as simple and complex fistulas. The main therapeutical option in rectovaginal fistulas is surgical procedure. Most rectovaginal fistulas can be successfully repaired by different surgical techniques. Repeated surgical interventions may be needed in recurrent rectovaginal fistulas. Surgical repair with well-vascularised tissue is an important surgical technique in prevention of recurrence.

RESEARCH ARTICLES
2.The Use of Transrectal Ultrasonography at Anorectal Disorders: Our Clinical Experience
Ergün Yücel, İlker Sücüllü, Ali İlker Filiz, Yavuz Özdemir, Yavuz Kurt, Sezai Demirbaş, Mehmet Levhi Akın
Pages 8 - 13
AMAÇ: Transrektal ultrason’un (TRUS), anorektal bölge hastalıklarında kullanımı gittikçe artmaktadır. TRUS benign hastalıkların tanısında, bölge cerrahisi sonrası değerlendirmede, malign hastalıklarının tedavi öncesi ve sonrası değerlendirilmesinde artan sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, TRUS sonuçlarımızı değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Kliniğimizde Haziran 2006- Aralık 2008 tarihleri arasında 269 (176 erkek 93 kadın) hastaya anamnez, fizik muayene ve endoskopik inceleme sonrasında TRUS (B-K Medical Profocus 2050 Danimarka) (10,13,16 Mhz) uygulandı.
BULGULAR: Yapılan incelemeler sonucunda hastalar; tümör(n=42), apse(n=53), fistül(n=61), cerrahi sonrası değerlendirme(n=57), anal inkontinans (n=52) ve konstipasyon(n=4) başlıkları altında 6 grupta toplandı.
SONUÇ: TRUS, kolay uygulanabilir olması, hasta tarafından rahat kabul edilmesi, ön hazırlık gerektirmemesi, maliyetinin düşük olması ve bölge anatomisi hakkında cerrahi süreç öncesinde hızlı ve doğru bilgi vermesi nedeniyle malign ve benign anal bölge hastalıklarında ilk akla getirilmesi gereken inceleme yöntemlerinden birisidir. Kısa öğrenme süreci sonrası bölge anatomisine hakim cerrahlarca kolayca benimseneceğini düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: The use of transrectal ultrasonography (TRUS) at anorectal disorders is on the increase. TRUS is being used at diagnosis of benign neoplasms, postoperative evaluation, pre and posttreatment evaluation of malignancies with an increasing frequency. The aim of the study was to evaluate our TRUS results.
METHODS: TRUS (B-K Medical Profocus 2050 Danimarka) (10,13,16 Mhz) was performed to 269 patients (176 male, 93 female) after anamnesis, physical examination and endoscopic investigation at our clinic between June 2006- December 2008.
RESULTS: Patients divided into 6 groups; tumor (n=42), abscess (n=53), fistula (n=61), postoperative evaluation (n=57), anal incontinance (n=52) and constipation (n=4).
CONCLUSION: We think that TRUS must be considered as one of the initial examination procedure at malign and benign anal neoplasms and it will be quickly adopted by surgeons who are closely interested in anorectal anatomy after a short learning period, because TRUS is an easily feasible, simply acceptable and cost effective technique, it requires simple preperation and gives fast and accurate information about anatomy before surgery.

3.The Effects Of Enoxaparine on Anastomic Healing in Rats with Chemical Induced Inflammatory Bowel Disease.
Hakan Mustafa Köksal, Deniz Ertürk, Mustafa Fevzi Celayir, Sadık Yıldırım, Muharrem Öner, Adil Baykan
Pages 14 - 23
AMAÇ: Amaç: İnflamatuar Barsak Hastalıkları (İBH) sık görülen, kronik bir hastalık grubudur. Bu hastalıkların seyri süresince gelişen komplikasyonları nedeniyle acil ya da planlı cerrahi müdahaleler ve özelikle Crohn Hastalığı’nda zaman zaman hastalıklı barsak segmentinde striktüroplastiler uygulanmaktadır. Ortaya çıkabilecek komplikasyonlar, İBH zemininde yapılacak olan anastomozun güvenilirliğine etki eden faktörlerin bilinmesini önemli kılar. Bu çalışmada amacımız düşük molekül ağırlıklı heparininin hem kolit üzerine, hem de kolit zeminindeki anastomoza olan etkisini incelemektir.
YÖNTEMLER: Yöntemler: Çalışmada 72 adet genç erişkin Sprague-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba ayrıldı. 2, 3, 4 ve 5. gruplar iki alt gruptan oluştu. 1.grup (n=8): kontrol; 2. grup (n=16): kolit; 3. grup (n=16): kolit+enoksaparin; 4.grup (n=16): kolit+anastomoz; 5. grup (n=16): kolit+enoksaparin+anastomoz şeklinde oluşturuldu. Denekler rektal yoldan trinitro-benzen sülfonik asid verilerek kolit oluşturuldu. Kolitin 3. günü tedavi alan gruplara 80μg/kg enoksaparin intraperitoneal olarak verilmeye başlandı. Tedavinin 2. günü cerrahi uygulanacak grupların kolitli distal kolonlarına tam kat kesi yapılarak anastomoz yapıldı. İlk alt gruplar post-op 1.gün, ikinci alt gruplar pos-op 5. gün sakrifiye edildiler. Alınan dokular makroskopik hasar skalası ve mikroskopik hasar kriterlerine göre değerlendirilirken, dokularda myeloperoksidaz aktivitesi(MPO), lipid peroksidaz(LPO), glutatyon(GSH) ve hidroksiprolin(HP) düzeyleri ölçüldü.
BULGULAR: Bulgular: Tedavi alan, cerrahi uygulanmış ve uygulanmamış tüm gruplarda makroskopik hasarın ve MPO düzeylerinin azaldığı, GSH düzeylerinin ise arttığı saptanırken mikroskopik hasar, LPO ve HP düzeylerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Enoksaparinin anastomoz üzerine herhangi bir yan etkisi saptanmamıştır.
SONUÇ: Sonuçlar: Düşük Molekül Ağırlıklı Heparinler, İBH zemininde yapılacak anastomozlarda iyileşme üzerine olumsuz etkileri olmadığından ve inflamasyonu azalttıklarından perioperatif dönemde kullanılabilirler, ancak bu verilerin desteklenebilmesi için daha çok kontrollü klinik ve deneysel çalışmaya ihtiyaç vardır.
OBJECTIVE: Purpose: Bowel resection and anastomosis is required in a substential number of patients with inflammatory bowel disease either in emergent or elective setting during their lifespan. In this experimental study we aimed to investigate the role of low molecular weight heparin on anastomotic healing in rats with chemical induced inflammatory bowel disease.
METHODS: Methods: Seventy-two adult male Sprague Dowley(200 g-250 g) rats, divided in 5 groups; Group 1 (n=8): control, Group 2 (n=16): colitis, Group 3: (n=16) colitis + enoxaparine, Group 4: (n=16) colitis + anastomosis, Group 5: (n=16) colitis + enoxiparine + anastomosis. Colitis was induced by intrarectal installation of 2, 4, 6-trinitrobenzene sulphonic acid in 50% ethanol (TBNS). Enoxaparin 80ìg/kg was started intraperitoneally from 3rd day of colitis. At 2nd day of the treatment bowel divided and anastomosed at distal colon with experimental colitis. Each group subdivided in two as to those sacrificed on post operative day1 and 5. During sacrifications colonic resection incompasing anastomosis were performed. Specimens were assessed according to macroscopic and histologic tissue damage scale. Myeloperoxidase(MPO), Lipide Peroxisase (LP), Glutation (GSH) and Hydroxiprolin (HP) levels were also measured from colonic tissues.
RESULTS: Reults: Enoxaparine therapy decreased the severity of macroscopic damage and the levels of MPO, increased the levels of GSH in all groups but no significant difference was observed for microscopic damage and of LP and HP levels. No undesirable effect of enoxiparine on the anastomotic healing was observed.
CONCLUSION: Conclusion: Enoxaparine has no untoward effect on anostomic healing and it also seems to decrease inflamation and can safely be used during perioperative period. But these data indicate the need for a larger investigation.

4.The comparison of endorectal magnetic resonance imaging and endorectal ultrasound for the staging of rectal cancer
Fatih Altıntoprak, Emre Balık, Tufan Hacıahmetoğlu, Tunç Eren, Sümer Yamaner, Türker Bulut, Dursun Buğra, Yılmaz Büyükuncu, Ali Akyüz, Necmettin Sökücü
Pages 24 - 30
AMAÇ: Neoadjuvan kemoradyoterapi adayı olan rektum kanserli hastaların belirlenmesinde en önemli adım ameliyat öncesi evrelemedir. Ameliyat öncesi evrelemenin doğru yapılması, evreleme hatalarından oluşan eksik veya fazla tedavi yapılması risklerini de en aza indirecektir. Bu çalışmada, endorektal ultrasonografi (ERUS) ve endorektal manyetik rezonans görüntüleme (ERMRG) yöntemlerinin doğruluk oranlarının karşılaştırılması ve rektum kanserli hastalarda ameliyat öncesi evreleme amacı ile tercih edilebilecek görüntüleme yönteminin belirlenmesi amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Ameliyat öncesi evrelemede tam kat duvar tutulumu ve/veya lenf nodu tutulumu saptanan hastalara neoadjuvan tedavi uygulandığı için, çalışmaya Mart 2003 – Nisan 2004 tarihleri arasında endoskopik biyopsiler ile rektum kanseri tanısı konulmuş 14 olgu alındı. Olguların hepsi ERMRG ve ERUS ile evrelemeyi takiben ameliyat edildiler. Olguların tedavi öncesi dönemde ERMRG ve ERUS ile saptanan evreleri, ameliyat sonrası saptanan histopatolojik evreler ile karşılaştırıldı.
BULGULAR: Olguların hepsinde, hem ERMRG ile hem de ERUS ile rektum duvar katlarının ayrıntılı olarak gösterilebildiği, T evresini doğru saptayabilme açısından her iki yöntem arasında fark olmadığı saptandı. T evresi için ERMRG’nin doğruluk oranı %57, ERUS’un doğruluk oranı %64 olarak, N evresi için ERMRG’nin doğruluk oranı %71.4, ERUS’un doğruluk oranı %85 olarak bulundu. T evrelemesi açısından en önemli parametre olan tam kat duvar tutulumunu belirleyebilme konusunda ERUS’un ERMRG’den üstün olduğu görüldü.
SONUÇ: Çalışmamızda, rahat hasta uyumu elde edilebilen ve daha kolay uygulanabilen ERUS’un, rektum kanserinde tedavi öncesi dönemde evreleme amacı ile tek başına kullanılabilecek güvenilir bir yöntem olduğu ve neoadjuvan tedavi kararı vermede ERUS kullanımının yeterli bulunduğu sonuçları çıkarıldı.
OBJECTIVE: Fort he selection of rectal cancer patients to neoadjuvant chemoraditherapy the most important step is the preoperative staging which should lessen the risks of over and undertreatment by under and over staging. In this study we compared the staging efficacy of endorectal ultrasound (ERUS) and endorectal magnetic resonance imaging (ERMRI) in order to find the prefered modality for preoperative rectal cancer staging.
METHODS: Fourteen patients diagnosed to have rectal cancer verified by endoscopic biopsies between March 2003 and April 2004 were included in this study. All patients underwent surgery following their preoperative staging by the usage of both ERMRI and ERUS. The preoperative radiological stages of these patients detected by ERMRI and ERUS were compared to postoperative pathological stages.
RESULTS: In our study, it has been shown that the detailed structure of the rectal wall layers can be imaged with both ERMRI and ERUS and that there’s no significant difference between these two methods for determining the accurate T stages in all patients. In consideration of the T stages, the estimated accuracy rate of ERMRI was 57% and of ERUS to be 64%. On the other hand for the N stages ERMRI was calculated to be 71.4% and ERUS to be 85% accurate when compared. It was also found out that for diagnosing the full thicknes rectal wall invasion tumors, which is the most important parameter for the T staging of rectal cancer, ERUS had superior accuracy than ERMRI as a diagnostic tool.
CONCLUSION: As the conclusion of this study it can be stated that; being an easier method to perform and a more convenient procedure in means of patient comfort and adaptation, ERUS is trustworthy to be used alone for the preoperative staging of rectal cancer and it’s also sufficient enough for making the decision of neoadjuvant therapy as well, apart from other preoperative diagnostic tools.

SHORT COMMUNICATION
5.laparoscopic cylindrical abdominoperineal resection
Ethem Geçim, Kamil Gülpınar, Turgut Aydın, Necmettin Ünal
Page 31
Abstract | Full Text PDF

CASE REPORTS
6.V-Y Anoplasty in the Treatment of Anal Stenosis due to Hemorrhoidectomy
Ramazan Eryılmaz, İsmail Okan, Gürhan Baş, Ardal Işık, Mustafa Şahin
Pages 32 - 35
Anal stenoz nadir görülen bir patoloji olup, epitelyum hattının farklı derecelerde fibröz bağ dokusuna dönüşerek anal kanalın anormal daralmasını ifade eder. Anorektal cerrahi ameliyatlarının komplikasyonu olup, çoğunlukla hemoroidektomi sonrası görülür. Anal stenozun etkili cerrahi tedavisi güçtür. Bu çalışmada hemoroidektomiye bağlı gelişen 2 anal stenoz olgusu ve cerrahi tedavide uygulanan V-Y anoplastiyi sunmayı amaçladık. Olgu 1: 45 yaşında erkek hasta. Grade 4 hemoroid nedeniyle 1 yıl önce LigaSure hemoroidektomi uygulanan hastada 3 ay sonra anal stenoz gelişti. Diyet tedavisi yanında 3 kez buji dilatasyonu ile yeterli sonuç alınamayınca tek taraflı V-Y anoplasti yapıldı. Olgu 2: 38 yaşında kadın hasta. Grade 4 hemoroid nedeniyle 10 ay önce LigaSure hemoroidektomi yapılan hastada 2 ay sonra anal stenoz gelişti. Diyet ve 2 kez yapılan buji dilatasyonu ile şikayetleri gerilemeyen hastaya tek taraflı V-Y anoplasti uygulandı. Postoperatif dönemde dışkılama güçlüğü, anal ağrı ve kanama şikayetleri geçen hastaların ortalama 6 aylık takiplerinde komplikasyon ve nüks görülmedi. Sonuç olarak; diyet ve dilatasyon tedavisine cevap vermeyen şiddetli anal stenoz tedavisinde V-Y anoplasti etkili bir cerrahi yöntemdir.
Anal stenosis is a rare entity which is characterized by an abnormal narrowing of anal canal due to progressive fibrosis of anal epithelium. It is a complication of anorectal surgery where mostly encountered after hemorrhoidectomy. The effective treatment of anal stenosis is difficult. We aimed to present two cases of anal stenosis developed after hemorrhoidectomy and VY anoplasty for their surgical management. Case 1: 45- years old male patient underwent LigaSure hemorrhoidectomy 1 year ago for Grade 4 internal hemorrhoids. Three months later he developed anal stenosis. Since both dietary treatment and anal dilatation did not give effective results, patient underwent V-Y anoplasty. Case 2: 38-year old female patient underwent LigaSure hemorrhoidectomy 10 months ago for Grade 4 internal hemorrhoids. Anal stenosis which was refractory to dietary measurements and anal dilatation developed 2 months later. A one-sided V-Y anoplasty was performed to the patient. Anal pain, strained defecation and bleeding complaints of both patients disappeared postoperatively. There was neither any complications nor recurrence detected during 8 months follow-up. V-Y anoplasty is an effective method for anal stenosis which is refractory to dietary measurements and repeated anal dilatations.

7.Ileosigmoidal intussusception due to caecal Burkitt Lymphoma: A Case Report
Cemil Çalışkan, Levent Yeniay, Erhan Akgün
Pages 36 - 38
İntestinal invajinasyon çocuklarda yaygın bir patoloji iken, erişkinlerde bu ender bir durumdur. Erişkin yaştaki barsak tıkanmalarının sadece %1-2 sinden sorumludur. Erişkin yaşlarda görülen invajinasyonların neredeyse tamamı organik lezyonlara bağlıdır. Bu yazıda çekum yerleşimli Burkitt lenfoma sebebiyle ileosigmoideal invajinasyon oluşmuş nadir bir erişkin olgu sunulmaktadır. Burkitt lenfomanın çekumda yerleşmesi bir diğer nadir durumdur. Bu nadir yerleşimli tümöral oluşumu ve oluşturduğu tıkanıklığın tedavisi ile ilgili ayrıntılar bu yazıda irdelenerek gözden geçirilmiştir.
Intestinal intussusceptions is a common problem in the children but in adults, it’s unusual. It’s responsible from 1-2% of the intestinal obstruction in adults. Almost all of the obstruction is due to organic lesions in adult ages. We present a rare adult case in this article to whom occurred ileosigmoideal intussusceptions due to caecal mass. Also, Burkitt lymphomas placed in caecum is another unusual condition. Furthermore, rare tumor type placed unusual and it’s treatment details of obstructed disease is discussed and reviewed.

8.Colon Adenocarcinoma Presented With Fever of Unknown Origin
Oğuz Bilgi, Bülent Karagöz, İlker Sücüllü, Ali İlker Filiz, Emin Gökhan Kandemir
Pages 39 - 42
Kaynağı bilinmeyen ateş (KBA) nedenleri arasında enfeksiyon, inflamatuvar hastalıklar ve maligniteler ilk sırada yer almaktadır. Malign hastalıklar içinde ise en sık lenfomalar, sarkomlar, karaciğer, beyin, böbrek kanserleri bulunmaktadır. Bunların yanında az sayıda olguda da KBA nedeni olarak kolorektal kanserler bildirilmiştir. Burada altı ay devam eden ateş ve hafif mikrositer anemisi olan, standart 3 günlük gaitada gizli kan testinde (GGK) pozitiflik saptanması üzerine yapılan kolonoskopide kolon kanseri tanısı alan ve opere edildikten sonra ateşi kaybolan, 5 yıldır nüksü ve ateşi olmadan yaşayan, 70 yaşında bir erkek hasta sunduk. KBA ile başvuran hastalarda neden olarak hematolojik ve solid maligniteler de düşünülmeli, özellikle geriatrik yaş grubunda ve demir eksikliği, mikrositer anemisi olanlarda kolon kanserinin daha fazla görülebileceğini akılda tutulmalı ve tarama testi olarak GGK testi standart olarak 3 kez yinelenmelidir.
Infections, inflammatory diseases and malignancies are the leading cause of Fever of Unknown Origin (FUO). Lymphoma, sarcoma, hepatic, cerebral and renal cancers are the most frequent malignancies causing FUO. Colorectal cancers rarely reported as the cause of FUO. We present a 70 year-old male patient who had presented with mild microsyter anemia and six months persistant fever. Colonoscopy was performed because of three positive repeats of Standart Fecal Occult Blood Test (FOBT), and colon cancer was diagnosed. Fever was recovered at postoperative period and there have been no recurrences and no fever for five years. Haematological and solid malignancies must be remembered at patients presenting with FUO. It must be considered that colon cancers have an higher incidance at geriatric patients, especially whom having iron deficiency microcyter anemia, and FOBT must have repeated three times as screening test.

 
Quick Search






 
Copyright © 2018 Turkish Journal of Colorectal Disease LookUs & OnlineMakale